Kadının Çocuğuna Kendi Soyadını Verme Hakkı Var mıdır?

Kadının çocuğuna soyadını verme hakkının olmaması bir insan hakları ihlalidir. Bu ihlal sadece kadının değil çocuğun da haklarını kapsar. Hem kadın hem çocuk hakları açısından soyadı seçme hakkı yasa tarafından düzenlenerek garanti altına alınmalıdır.

Soyadı Neden Önemlidir?

1926 sayılı Medeni Kanunun kabulü ile soyadı kullanılması zorunlu hale gelmemiş neredeyse 8 yıllık bir süre beklenmiştir. Soyadı Kanunu 1934 yılında kabul edilmiş ve her Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşının bir soyadı alması zorunlu olmuştur. Tarihsel ihtiyacın sebebi daha çok belirli grup ve aşiretlerin imtiyaz beklentilerini önlemek amacı ile lakap, ön ad kullanımına son vermek olarak açıklanmaktadır. Ancak yaklaşık 90 yıl sonra geldiğimiz noktada bu ihtiyaçlar günümüzde ihtiyaç olmaktan çıkmıştır.

Soyadı artık aynı isim gibi kişinin manevi varlığının bir parçasıdır. Bizim hangi aile ile bağımızın olduğunu gösterir. Bu bağın kan bağı olması gerekli değildir. Kaldı ki anne babalarımız kan bağı olmadan aile kurarak bunun gen ve kan ile bir bağı olmadığını göstermişlerdir. Bizim açımızdan soyadı, manevi var oluşumuzun tamamlayıcı bir parçası olarak önem taşır.

Devlet ve resmi kurumlar açısından soyadının manevi bir önemi yoktur aslında. Devlet, Fatmaları diğerlerinden ayırmak için soyadını kullanır. Bir tür kodlamadır yani. Şimdi rakamlar ile ayrı ayrı bireyler olarak kodlanmış bulunduğumuz için her geçen gün önemini yitirecek belki de çok da uzak olmayan bir gelecekte kullanımının zorunlu olması dahi kalkacaktır.

Ülkemizde yaklaşık 90 yıllık bir tarihi olan soyadı konusu erkekler için hiçbir zaman sorun olmamış, isimlerinin bir parçası olarak varlığı ve yokluğu ayrı bir yük olmadan devam etmiştir. Ancak kadınlar için durum hiç böyle yaşanmamıştır.

Soyadı Konusunda Kadın ve Çocukların Yaşadığı Zorluklar:

Evlilikle kocasının soyadını almak zorunda olan kadınlarımız, evlendikten sonra önce fiili kullanımda zorluklar yaşamıştır. Tabi ki kolay değildir yıllarca adını Fatma olarak bilirken bir gün Ayşe denmesi sana. Söylemeye alışmak biraz zaman alsa da birkaç yıl sonra alışır herkes. Ancak söylemeye alışmakla bitmez bu mesele. Kimlikler değişecek, diplomalar, ehliyet, tapu kayıtları, banka kartları, faturalar vs…. Şimdi bu yeni adınla, yani soyadınla yapılsın tüm işlemler. Sonra sonrası da var. Eğer boşanırsan 20 yıl sonra eski soyadına geri dönebilirsin. Dönersin de yeniden tüm kimlikler, kartlar, antetlerdeki isimler, diplomalar, faturalar vergi dairesi, tapular her yerde değiştirsinler ismini. Senin evlendiğini zaten bilen elektrik idaresi, su idaresi boşandığını da öğrendi bu sayede. Eşin için ise değişen hiçbir şey olmadı.

O değil de çocuğun ile ayrı soyadı taşıyacaksın. Velayeti sende ama soyadınız ayrı. Onun babasının evli mi boşanmış mı olduğunu diğer veliler veya okul müdürü bilmeyecek ama sen bunu önemsemeyeceksin bile. Çünkü annesi olduğunu ispat etmek için yanına kağıtlar almayı unutmamakta olacak aklın. Bakıp gözettiğin, büyüttüğün, doğurduğun veya doğurmadığın, senden bir parça olarak gördüğün ve belki de aynı soyadı taşımayı en çok istediğin çocuğun ile aynı soyadı taşımak için belli şartları yeri getirmen gerekecek.
Ya boşanmayacaksın, ya da boşansan da eski eşinin adını alacaksın.

İşte pek çok kadın bu nedenle çocukları ile aynı soyadı almak için boşandıklarında eski eşlerinin soyadını almaktadır. Başka bir seçenek olmadığı için bir kadına bunu yaptırmak, onun manevi varlığını reddetmektir aslında.

Evlilik dışı doğan çocuklar ve anneleri için durum daha da zor. Pek çoğunda fiili olarak baba ortada olmamasına rağmen soyadı orada. Çocuk için ayrı dert anne için ayrı. Çocuk onu görmeye dahi gelmeyen ya da ayda yılda bir gelen bir babanın soyadını taşımak zorunda. Onun her şeyiyle ilgilenen annesinden farklı soyadı taşıdığını ise herkes biliyor. Kişinin özel yaşamı böylesine deşifre ediliyor. Bunun hem çocuk hem de anne için nasıl bir eziyete dönüşebileceğini düşünsenize.

Çocuğun Anneyle Aynı Soyadı Kullanması Hukuken Mümkün müdür?

Neyse ki günümüzde Yargıtay da Anayasa Mahkemesi de eskisi kadar katı değil. Velayetin bir hak değil daha çok yükümlülük olduğu anlayışı, çocuğun üstün yararının korunması zorunluluğu, dünyada kadın ve çocuk haklarının gelişimi, değişimi de beraberinde getirdi.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 09.04.2018 tarihinde verdiği bir kararında boşanmış olan velayet sahibi annenin çocuğunun kendi soyadını alması için açtığı davayı kabul etmiştir. Yargıtay, velayet sahibi annenin çocuğun soyadı konusunda diğer eşle eşit haklara sahip olması gerektiğine Anayasa Mahkemesi’nin 2015 tarihli ihlal kararına atıf yaparak değinmiştir. Yine somut olayda çocuğun anne ile farklı soyadını kullanmak zorunda kalmasını çocuğun üstün yararına aykırı bulunmuş ve babanın nafakaları ödemediğine, çocuğa karşı zaten ilgisiz olduğuna, çocuğun da fiili hayatta annesinin soyadını kullanmaya çalıştığına atıf yaparak velayet sahibi annenin çocuğuna soyadını verebilmesinin önünü açmıştır. Bu yol şimdilik ancak bir dava açılması ile mümkündür maalesef. Bir hak olarak kullanılabilmesi dava açmak zorunda olmadan, Anayasa Mahkemesi veya AHİM kararı olmadan kullanılacağı zaman mümkün olacaktır.

İşte bu nedenle, çocuğun annesi olan kadının evlilik devam ederken de, boşanma sonrasında veya evlilik dışında soyadını çocuğuna verme hakkı yasal düzenleme ile garanti altına alınmalıdır. Bu hem çocuğun üstün yararının korunması hem de cinsiyete dayalı ayrımcılığın önlenmesi için zorunludur.

Av. Fatma Hoşgör Tekeşin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir